LENTORAAKADEMİ & DIGITALTR | EN

Lentora Günlükleri

İçimden Gelmiyor. Peki Bu, Yapmamam Gerektiği Anlamına mı Geliyor?

“İçinden gelmiyorsa yapma” gerçekten her zaman iyi bir tavsiye mi? İstememek, yorulmak, korkmak ve vazgeçmek arasındaki fark üzerine.


“İçinden gelmiyorsa yapma.”

Son yıllarda bu cümleyi o kadar çok duyduk ki neredeyse iyi yaşamanın kurallarından biri hâline geldi.

Gitmek istemiyorsan gitme.

Konuşmak istemiyorsan konuşma.

İçinden çalışmak gelmiyorsa kendini zorlama.

Bir şey seni iyi hissettirmiyorsa bırak.

İlk bakışta çok güzel bir tarafı var bunun.

Çünkü yıllarca tam tersini öğrendik.

Dayan.

Yap.

Bitir.

Ayıp olmasın.

İnsanlar ne der?

Başladığın işi yarım bırakma.

Kendini zorla.

Dolayısıyla “İçinden gelmiyorsa yapma” cümlesi ilk duyulduğunda insana küçük bir özgürlük alanı açıyor.

Ama bir süredir bu cümlenin başka bir tarafına takılıyorum.

Ya içimden gelmeyen şey, aslında istediğim hayatın bir parçasıysa?

Çünkü bazen gerçekten içimden gelmiyor

Bazı sabahlar çalışmak içimden gelmiyor.

Bazen başlamam gerektiğini bildiğim bir işe başlamak istemiyorum.

Bazen bir konuşmayı günlerce ertelesem daha rahat hissedeceğimi düşünüyorum.

Bazen yeni bir şey öğrenmek yerine zaten bildiğim yerde kalmak daha kolay geliyor.

Bazen verdiğim bir karar doğru olsa bile gerektirdiği şeyleri yapmak istemiyorum.

Ve bunların hiçbirinin anlamı mutlaka:

“Bunu aslında istemiyorum.”

değil.

İşte sanırım birbirine karıştırdığımız yer burası.

Her “istemiyorum” aynı şey değil

Bir şeyi yapmak istemediğimizde genellikle sonucu görüyoruz:

İçimden gelmiyor.

Ama o cümlenin altında birbirinden tamamen farklı şeyler olabilir.

Gerçekten istemiyor olabilirim.

Bu mümkün.

Bir zamanlar istediğim bir şey artık bana ait olmayabilir.

Fikrim değişmiş olabilir.

Ben değişmiş olabilirim.

Ama başka ihtimaller de var.

Korkuyor olabilirim.

Başarısız olmaktan.

Komik görünmekten.

Reddedilmekten.

Yeterince iyi olmamaktan.

Başladıktan sonra sürdürememekten.

Ya da…

Yorgun olabilirim.

Bir şeyi istemek için gereken enerjim o gün olmayabilir.

Bir başka ihtimal:

Rahatsız olmak istemiyor olabilirim.

Çünkü bazı şeyleri gerçekten istemek, onları yaparken sürekli iyi hissedeceğimiz anlamına gelmiyor.

Ve belki de en kritik ayrım burada başlıyor.

İstediğimiz hayat her zaman iyi hissettirmeyebilir

Hayatımızla ilgili bazı kararları yalnızca o an nasıl hissettiğimize göre verseydik ne olurdu?

İçimizden gelmediği gün çalışmazdık.

Zor konuşmaları ertelerdik.

Yeni başladığımız şeyleri ilk zorlandığımız yerde bırakırdık.

Kendimizden şüphe ettiğimiz anda yön değiştirirdik.

Ve muhtemelen bunların bir kısmına da şöyle derdik:

“Demek ki bana göre değilmiş.”

Oysa bazen bir şeyin zor olması, yanlış olduğu anlamına gelmez.

Bazen rahatsızlık, yanlış yolda olduğumuzun değil; henüz alışmadığımız bir yerde olduğumuzun işaretidir.

Elbette bunun tersi de mümkün.

Her zorluğu “gelişiyorum” diye romantikleştirmek de doğru değil.

Bazen gerçekten bırakmak gerekir.

Bazen bir şey gerçekten bize göre değildir.

Bazen bedenimiz ve zihnimiz gerçekten durmamızı söylüyordur.

Mesele kendimizi her koşulda zorlamak değil.

Mesele şu:

Bütün “istemiyorum”larımızı aynı sanmamak.

Duygularımız bilgi verir. Ama emir vermek zorunda değiller.

Bence duygularımızı küçümsemekle onları bütün kararlarımızın yöneticisi yapmak arasında başka bir alan var.

Bir duygu geldiğinde:

“Bunu hissetmemeliyim.”

demek zorunda değiliz.

Ama:

“Böyle hissediyorum, o hâlde böyle davranmalıyım.”

demek zorunda da değiliz.

“Bugün bunu yapmak istemiyorum.”

gerçek bir duygudur.

Ama tek başına karar değildir.

Arkasından başka bir soru gelebilir:

Neden istemiyorum?

Çünkü artık benim için önemli değil mi?

Yoksa önemli olduğu için mi zor geliyor?

Yorgun muyum?

Korkuyor muyum?

Ertelemek şu anda daha rahat olduğu için mi kaçıyorum?

Yoksa gerçekten yönümü değiştirmem gerektiğini mi fark ettim?

Bu soruların cevabı her zaman aynı olmayacak.

Zaten mesele de bu.

Geçici bir duyguya kalıcı bir karar vermek

Bazı duygular birkaç dakika sürüyor.

Bazıları birkaç saat.

Bazıları birkaç gün.

Ama onların içindeyken verdiğimiz kararların sonuçları çok daha uzun sürebiliyor.

Bir anlık korkuyla başvurmadığımız bir iş.

Bir günlük isteksizlikle bıraktığımız bir çalışma.

O gün zor geldiği için yapmadığımız bir konuşma.

Bir süre sonra geriye dönüp baktığımızda bazen şunu fark ediyoruz:

Aslında istemediğimiz için vazgeçmemişiz.

O an vazgeçmek daha kolay geldiği için vazgeçmişiz.

Bu ikisi aynı şey değil.

Disiplin belki de kendini zorlamak değildir

Disiplin kelimesinin de başına benzer bir şey geldi.

Çoğu zaman onu sertlikle eşleştiriyoruz.

Alarm.

Program.

Kural.

Kendini zorlama.

Ama belki disiplinin daha insani bir tanımı olabilir:

Bugünkü duygunun, dün verdiğin her kararı otomatik olarak iptal etmesine izin vermemek.

Bu, hiçbir zaman fikrini değiştirmemek anlamına gelmez.

Tam tersine.

Fikrini değiştirebilirsin.

Ama bunu yalnızca o an zor geldiği için mi yaptığını, yoksa gerçekten artık istemediğin için mi yaptığını ayırt etmeye çalışırsın.

Bazen devam edersin.

Bazen bırakırsın.

Ama en azından ikisini birbirine karıştırmazsın.

Belki soruyu değiştirmemiz gerekiyor

“İçimden geliyor mu?”

kötü bir soru değil.

Ama tek başına yeterli olmayabilir.

Belki yanına birkaç soru daha koymak gerekiyor:

Bu benim için hâlâ önemli mi?

Bugünkü isteksizliğim ne anlatıyor?

Bunu bırakmak mı istiyorum, yoksa şu anda yapmak mı istemiyorum?

Ve benim en sevdiğim:

İçimden gelmese bile, bunu seçiyor muyum?

Çünkü seçim her zaman coşkulu hissettirmez.

Bazen seçtiğimiz hayatın bazı parçalarını istemeye istemeye yaparız.

Ve bu bir çelişki değildir.

İnsan olmanın oldukça sıradan bir tarafıdır.

Bugün kendime bıraktığım not

Belki bundan sonra “İçimden gelmiyor” dediğimde hemen arkasından karar vermeyeceğim.

Biraz bekleyeceğim.

Çünkü o cümle bazen:

“Bunu istemiyorum.”

demektir.

Bazen:

“Korkuyorum.”

Bazen:

“Yoruldum.”

Bazen:

“Şu anda rahatımı bozmak istemiyorum.”

Bazen de sadece:

“Bugün zor geliyor.”

Ve bunların her biri başka bir cevap hak ediyor.

Belki kendini dinlemek, her hissettiğini yapmak değildir.

Hissettiğin şeyin sana ne söylediğini ayırt edebilecek kadar kendine yaklaşmaktır.

— Lentora Günlükleri

Lentora | Aynı hayatta, daha fazla sen.

İçimden Gelmiyor. Peki Bu, Yapmamam Gerektiği Anlamına mı Geliyor?


“İçinden gelmiyorsa yapma” gerçekten her zaman iyi bir tavsiye mi? İstememek, yorulmak, korkmak ve vazgeçmek arasındaki fark üzerine.


“İçinden gelmiyorsa yapma.”

Son yıllarda bu cümleyi o kadar çok duyduk ki neredeyse iyi yaşamanın kurallarından biri hâline geldi.

Gitmek istemiyorsan gitme.

Konuşmak istemiyorsan konuşma.

İçinden çalışmak gelmiyorsa kendini zorlama.

Bir şey seni iyi hissettirmiyorsa bırak.

İlk bakışta çok güzel bir tarafı var bunun.

Çünkü yıllarca tam tersini öğrendik.

Dayan.

Yap.

Bitir.

Ayıp olmasın.

İnsanlar ne der?

Başladığın işi yarım bırakma.

Kendini zorla.

Dolayısıyla “İçinden gelmiyorsa yapma” cümlesi ilk duyulduğunda insana küçük bir özgürlük alanı açıyor.

Ama bir süredir bu cümlenin başka bir tarafına takılıyorum.

Ya içimden gelmeyen şey, aslında istediğim hayatın bir parçasıysa?

Çünkü bazen gerçekten içimden gelmiyor

Bazı sabahlar çalışmak içimden gelmiyor.

Bazen başlamam gerektiğini bildiğim bir işe başlamak istemiyorum.

Bazen bir konuşmayı günlerce ertelesem daha rahat hissedeceğimi düşünüyorum.

Bazen yeni bir şey öğrenmek yerine zaten bildiğim yerde kalmak daha kolay geliyor.

Bazen verdiğim bir karar doğru olsa bile gerektirdiği şeyleri yapmak istemiyorum.

Ve bunların hiçbirinin anlamı mutlaka:

“Bunu aslında istemiyorum.”

değil.

İşte sanırım birbirine karıştırdığımız yer burası.

Her “istemiyorum” aynı şey değil

Bir şeyi yapmak istemediğimizde genellikle sonucu görüyoruz:

İçimden gelmiyor.

Ama o cümlenin altında birbirinden tamamen farklı şeyler olabilir.

Gerçekten istemiyor olabilirim.

Bu mümkün.

Bir zamanlar istediğim bir şey artık bana ait olmayabilir.

Fikrim değişmiş olabilir.

Ben değişmiş olabilirim.

Ama başka ihtimaller de var.

Korkuyor olabilirim.

Başarısız olmaktan.

Komik görünmekten.

Reddedilmekten.

Yeterince iyi olmamaktan.

Başladıktan sonra sürdürememekten.

Ya da…

Yorgun olabilirim.

Bir şeyi istemek için gereken enerjim o gün olmayabilir.

Bir başka ihtimal:

Rahatsız olmak istemiyor olabilirim.

Çünkü bazı şeyleri gerçekten istemek, onları yaparken sürekli iyi hissedeceğimiz anlamına gelmiyor.

Ve belki de en kritik ayrım burada başlıyor.

İstediğimiz hayat her zaman iyi hissettirmeyebilir

Hayatımızla ilgili bazı kararları yalnızca o an nasıl hissettiğimize göre verseydik ne olurdu?

İçimizden gelmediği gün çalışmazdık.

Zor konuşmaları ertelerdik.

Yeni başladığımız şeyleri ilk zorlandığımız yerde bırakırdık.

Kendimizden şüphe ettiğimiz anda yön değiştirirdik.

Ve muhtemelen bunların bir kısmına da şöyle derdik:

“Demek ki bana göre değilmiş.”

Oysa bazen bir şeyin zor olması, yanlış olduğu anlamına gelmez.

Bazen rahatsızlık, yanlış yolda olduğumuzun değil; henüz alışmadığımız bir yerde olduğumuzun işaretidir.

Elbette bunun tersi de mümkün.

Her zorluğu “gelişiyorum” diye romantikleştirmek de doğru değil.

Bazen gerçekten bırakmak gerekir.

Bazen bir şey gerçekten bize göre değildir.

Bazen bedenimiz ve zihnimiz gerçekten durmamızı söylüyordur.

Mesele kendimizi her koşulda zorlamak değil.

Mesele şu:

Bütün “istemiyorum”larımızı aynı sanmamak.

Duygularımız bilgi verir. Ama emir vermek zorunda değiller.

Bence duygularımızı küçümsemekle onları bütün kararlarımızın yöneticisi yapmak arasında başka bir alan var.

Bir duygu geldiğinde:

“Bunu hissetmemeliyim.”

demek zorunda değiliz.

Ama:

“Böyle hissediyorum, o hâlde böyle davranmalıyım.”

demek zorunda da değiliz.

“Bugün bunu yapmak istemiyorum.”

gerçek bir duygudur.

Ama tek başına karar değildir.

Arkasından başka bir soru gelebilir:

Neden istemiyorum?

Çünkü artık benim için önemli değil mi?

Yoksa önemli olduğu için mi zor geliyor?

Yorgun muyum?

Korkuyor muyum?

Ertelemek şu anda daha rahat olduğu için mi kaçıyorum?

Yoksa gerçekten yönümü değiştirmem gerektiğini mi fark ettim?

Bu soruların cevabı her zaman aynı olmayacak.

Zaten mesele de bu.

Geçici bir duyguya kalıcı bir karar vermek

Bazı duygular birkaç dakika sürüyor.

Bazıları birkaç saat.

Bazıları birkaç gün.

Ama onların içindeyken verdiğimiz kararların sonuçları çok daha uzun sürebiliyor.

Bir anlık korkuyla başvurmadığımız bir iş.

Bir günlük isteksizlikle bıraktığımız bir çalışma.

O gün zor geldiği için yapmadığımız bir konuşma.

Bir süre sonra geriye dönüp baktığımızda bazen şunu fark ediyoruz:

Aslında istemediğimiz için vazgeçmemişiz.

O an vazgeçmek daha kolay geldiği için vazgeçmişiz.

Bu ikisi aynı şey değil.

Disiplin belki de kendini zorlamak değildir

Disiplin kelimesinin de başına benzer bir şey geldi.

Çoğu zaman onu sertlikle eşleştiriyoruz.

Alarm.

Program.

Kural.

Kendini zorlama.

Ama belki disiplinin daha insani bir tanımı olabilir:

Bugünkü duygunun, dün verdiğin her kararı otomatik olarak iptal etmesine izin vermemek.

Bu, hiçbir zaman fikrini değiştirmemek anlamına gelmez.

Tam tersine.

Fikrini değiştirebilirsin.

Ama bunu yalnızca o an zor geldiği için mi yaptığını, yoksa gerçekten artık istemediğin için mi yaptığını ayırt etmeye çalışırsın.

Bazen devam edersin.

Bazen bırakırsın.

Ama en azından ikisini birbirine karıştırmazsın.

Belki soruyu değiştirmemiz gerekiyor

“İçimden geliyor mu?”

kötü bir soru değil.

Ama tek başına yeterli olmayabilir.

Belki yanına birkaç soru daha koymak gerekiyor:

Bu benim için hâlâ önemli mi?

Bugünkü isteksizliğim ne anlatıyor?

Bunu bırakmak mı istiyorum, yoksa şu anda yapmak mı istemiyorum?

Ve benim en sevdiğim:

İçimden gelmese bile, bunu seçiyor muyum?

Çünkü seçim her zaman coşkulu hissettirmez.

Bazen seçtiğimiz hayatın bazı parçalarını istemeye istemeye yaparız.

Ve bu bir çelişki değildir.

İnsan olmanın oldukça sıradan bir tarafıdır.

Bugün kendime bıraktığım not

Belki bundan sonra “İçimden gelmiyor” dediğimde hemen arkasından karar vermeyeceğim.

Biraz bekleyeceğim.

Çünkü o cümle bazen:

“Bunu istemiyorum.”

demektir.

Bazen:

“Korkuyorum.”

Bazen:

“Yoruldum.”

Bazen:

“Şu anda rahatımı bozmak istemiyorum.”

Bazen de sadece:

“Bugün zor geliyor.”

Ve bunların her biri başka bir cevap hak ediyor.

Belki kendini dinlemek, her hissettiğini yapmak değildir.

Hissettiğin şeyin sana ne söylediğini ayırt edebilecek kadar kendine yaklaşmaktır.

— Lentora Günlükleri

Lentora | Aynı hayatta, daha fazla sen.