LENTORAAKADEMİ & DIGITALTR | EN

Konuyla Ne Alaka?

Her Şey Yolundayken Neden Huzursuz Olursun?

Bazen ortada çözülmesi gereken hiçbir şey yokken neden huzursuz oluruz? Belki de mesele hayatın kötü gitmesi değil; zihnin sakinlikle ne yapacağını henüz bilmemesidir.


Her şey yolunda.

Garip bir cümle, değil mi?

Çünkü genellikle hikâyeler böyle başlamaz.

Bir problem vardır.
Bir karar verilmesi gerekir.
Bir şey yetişmiyordur.
Birinin bize ihtiyacı vardır.
Bir mesaj bekleniyordur.

Zihnin yapacak bir işi vardır.

Ama bazen bunların hiçbiri olmaz.

İşler bir süreliğine sakindir.

Telefon çalmaz.

Çözülmesi gereken büyük bir problem yoktur.

Kimse senden acil bir şey istemiyordur.

Ve tam da rahatlaman gerektiğini düşündüğün yerde, tuhaf bir şey olur:

Huzursuz olmaya başlarsın.

“Bir şeyi mi unuttum?”

“Bu kadar sakin olması normal mi?”

“Kesin birazdan bir şey çıkacak.”

Bazen hiçbir şey çıkmaz.

Ama sen yine de beklersin.

Beyin sadece probleme değil, örüntüye de alışır.

İnsan zihninin önemli işlerinden biri tahmin etmektir.

Ne olacağını anlamaya, çevresindeki örüntüleri fark etmeye ve bir sonraki ana hazırlanmaya çalışır.

Bu yüzden tanıdık olan şey her zaman güzel olduğu için değil, tanıdık olduğu için daha kolay işlenebilir.

Burada ilginç bir ihtimal ortaya çıkıyor.

Uzun bir dönem boyunca günlerin problem çözmekle, yetişmekle, cevap vermekle, kontrol etmekle veya sürekli bir sonraki işi düşünmekle geçtiyse zihnin buna göre bir çalışma düzeni geliştirmiş olabilir.

Sonra bir gün gerçekten hiçbir şey olmaz.

Ve zihnin:

“Harika. Dinleniyoruz.”

demek yerine etrafı taramaya devam eder.

Çünkü çalışma biçimi henüz değişmemiştir.

Bazen huzursuzluk, ortada bir sorun olduğu anlamına gelmez.

Bu ayrım önemli.

Bir şey hissetmekle, o hissin anlattığı hikâyenin doğru olması aynı şey değildir.

Huzursuz hissedebilirsin.

Ama bu mutlaka:

“Bir şeyler ters gidiyor.”

anlamına gelmez.

Bazen yalnızca zihnin henüz alışmadığı bir durumda olabilir.

Bunu yeni bir eve taşınmaya benzet.

İlk gecelerde karanlıkta banyoya giderken elin eski evindeki ışık düğmesinin olduğu yere gidebilir.

Yeni evde yanlış bir şey yoktur.

Sen de yanlış değilsindir.

Bedenin eski haritayı kullanıyordur.

Belki bazı huzursuzluklarımız da biraz böyledir.

Hayat değişmiştir.

Ama içimizde kullandığımız harita henüz güncellenmemiştir.

Sorun çözmek bazen bir kimliğe dönüşebilir.

Bir başka ihtimal daha var.

Uzun süre bir şeyleri çözen kişi olduğunda yalnızca bir davranış geliştirmezsin.

Kendin hakkında da bir fikir geliştirebilirsin.

Ben hallederim.

Ben düşünürüm.

Ben önceden fark ederim.

Ben kontrol ederim.

Ben hazırlıklı olurum.

Bunların hepsi bazı dönemlerde son derece işe yarayan özellikler olabilir.

Fakat bir gün çözülecek bir şey kalmadığında garip bir soru ortaya çıkar:

Peki şimdi ben ne yapacağım?

Çünkü bazı insanlar için dinlenmenin karşıtı çalışmak değildir.

Dinlenmenin karşıtı, sürekli gerekli hissetmeye alışmış olmaktır.

Ortada çözülecek bir problem olmadığında yalnızca sessizlik oluşmaz.

Bazen bir boşluk oluşur.

Ve insan o boşluğu yeniden bir problemle doldurabilir.

İyi giden şeyi neden kurcalıyoruz?

Bazen bunun çok küçük örneklerini yaşarız.

Güzel giden bir ilişkinin içinde:

“Acaba bir şey mi değişti?”

diye düşünmeye başlarız.

İşlerin sakin olduğu bir haftada:

“Kesin bir şey çıkacak.”

deriz.

Bir projeyi tamamlarız ve başarının tadını çıkarmadan hemen yeni hedef belirleriz.

Bir gün hiçbir şey yapmadan otururuz ve birkaç dakika sonra:

“Bugün çok verimsiz geçti.”

diye kendimizi rahatsız ederiz.

Belki de problem her zaman huzursuz olmamız değildir.

Bazen problem, huzursuzluğu hemen çözülmesi gereken bir işaret olarak yorumlamamızdır.

Çünkü o anda yeni bir sorun aramaya başlayabiliriz.

Huzur da öğrenilen bir şey olabilir mi?

Genellikle huzuru bir sonuç gibi düşünürüz.

Sorunlar bitecek.

İşler düzene girecek.

Doğru kararları vereceğiz.

Ve sonunda huzurlu olacağız.

Ama ya huzur yalnızca koşulların sonucu değilse?

Ya onun içinde kalabilmek de öğrenilen bir beceriyse?

Bir şey çözmeden oturabilmek.

Telefonu kontrol etmeden bekleyebilmek.

Her sessizliği doldurmamak.

İyi giden bir şeyi analiz ederek bozmamak.

Bir sonraki problemi önceden yaşamamak.

Ve belki en zoru:

Her şey yolundayken bunun geçici olduğunu bilsek bile, o anın içinde kalabilmek.

Çünkü elbette hayat hep sakin olmayacak.

Yeni sorunlar çıkacak.

Planlar değişecek.

Beklemediğimiz şeyler olacak.

Ama gelecekte bir şeylerin kötü gidebilecek olması, bugün iyi giden şeyi yaşamamamız gerektiği anlamına gelmiyor.

Kendine başka bir soru sor

Bir dahaki sefere her şey sakinken içinde o tanıdık huzursuzluk başladığında hemen:

“Ne oldu?”

diye sormadan önce bir an bekle.

Belki soru şudur:

“Gerçekten bir problem mi var, yoksa zihnim problem aramaya mı başladı?”

İkisinin cevabı aynı değil.

Eğer gerçekten bir sorun varsa onunla ilgilenirsin.

Ama yoksa…

belki bu kez yeni bir problem yaratmana gerek yoktur.

Belki yalnızca bulunduğun yerde biraz daha kalabilirsin.

Çünkü bazı dönemlerde gelişmek, daha iyi problem çözmek değildir.

Çözülecek bir şey olmadığında ne yapacağını öğrenmektir.

Konuyla ne alaka?

Belki de hayatının sakinleşmesiyle huzurlu hissetmeye başlaman arasında düşündüğünden daha uzun bir mesafe var.

Ve belki o mesafede yapılacak şey yeni bir problem bulmak değil.

Sakinliğe de biraz zaman vermek.

— Lentora | Aynı hayatta, daha fazla sen.