Kasımın insana sorduğu en ağır soru bazen şudur: “Bu yıl ne yaptın?”
Henüz yıl bitmemiştir. Ama sen zihninde hesabı açmışsındır bile. Telefonunda ocak ayında yazdığın bir not, başkasının paylaştığı bir başarı, yaklaşan yeni yıl… Birden kendini, tamamladıklarından önce tamamlayamadıklarını sayarken bulursun.
İşini değiştirmedin. Biriktirmeyi düşündüğün parayı biriktiremedin. Başlamak istediğin şeye başlayamadın. Aynı masada, aynı yorgunlukla oturuyorsun. İçinden geçen cümle de pek yumuşak değildir: “Bir yıl daha geçti.”
Oysa bir yılın bütün hikâyesi, ocakta açılmış bir yapılacaklar listesine sığmaz.
Ocaktaki sen, yılın geri kalanını bilmiyordu
O hedefleri yazarken sonradan çıkacak masrafı bilmiyordun. Üstleneceğin sorumluluğu, değişecek koşulları, seni düşündüğünden uzun süre yoracak bir meseleyi de bilmiyordun. Elindeki bilgiyle, o gün sahip olduğun güçle bir gelecek tasarladın.
Şimdi ise o günün planını, aradan geçen ayların bütün yükünü taşıyan kendine karşı kullanıyorsun. Başlangıçtaki şartlarla bugünkü şartları aynı kabul edip sonucu yalnızca iradene bağlıyorsun.
Belki gerçekten ertelediğin şeyler var. Belki bir kararı gereğinden uzun süre beklettin. Bunları görmek değerli. Ama kendine dürüst davranmak, yaşadıklarının bir kısmını hesaptan silmek anlamına gelmez.
“Neden yapmadım?” sorusunun yanına “O sırada hayatımda ne oluyordu?” sorusunu da koyduğunda, daha eksiksiz bir cevap bulabilirsin.
Hiçbir listeye yazılmayan emek
Bazı yıllarda dışarıdan bakıldığında pek bir şey değişmemiş gibi görünür. Aynı ev, aynı iş, aynı günlük düzen. Ama o düzenin içinde bir hayatı ayakta tutmak için verilen emek vardır.
Yorgun olduğun hâlde yerine getirdiğin bir sorumluluk. Kimse fark etmese de sürdürdüğün bir çaba. Daha önce içine attığın bir cümleyi bu kez söylemen. Yardım istemeyi öğrenmen. Seni her seferinde aynı yere götüren bir tartışmaya girmemen. Yapamayacağın bir şeye söz vermemen.
Bunlar yıl sonu özetlerinde pek görünmez. Fotoğrafı çekilmez, yanına bir tarih atılıp kutlanmaz. Bu yüzden, kendini değerlendirirken onları başarı saymayı aklına bile getirmeyebilirsin.
Ama bir hayat yalnızca dışarıdan görülen değişimlerle ilerlemez. Bazen önemli bir değişiklik, bir sonraki kararını eskisinden farklı vermene imkân sağlayan o küçük farkındalıktır.
Yorulmuş olmak, istediğin hayattan vazgeçtiğin anlamına gelmez
Burada durup “Aslında her şey güzel, elindekilerle yetin” demek kolay olurdu. Oysa belki her şey güzel değil. Belki gerçekten daha fazla kazanmaya, başka bir işte çalışmaya, kendine ait bir alan açmaya ihtiyacın var.
Taşıdığın yükü kabul etmek, bu istekleri küçültmek zorunda değil. Bir iş gününün sonunda gücün kalmadığında, içindeki isteğin de bittiğine karar vermek zorunda değilsin.
Belki bugüne kadar yapmaya çalıştığın şey, zaten dolu bir hayatın üstüne bir hayat daha kurmaktı. Hem hiçbir sorumluluğu aksatmamak hem yeni bir yola hazırlanmak hem her gün aynı hevesi korumak… Böyle bir yükün altında zorlanman, istediğin değişimin anlamsız olduğunu göstermez.
İhtiyacın olan şey bazen kendine daha sert konuşmak değil, değişimi taşıyabileceğin bir yer açmaktır. Bir işi paylaşmak, bir beklentiyi azaltmak, neye önce başlayacağını seçmek. Çünkü her şeyi aynı anda istemek mümkün; hepsine aynı anda güç yetiştirmek her zaman mümkün değil.
Belki de bazı hedefler artık sana ait değildir
Ocakta istediğin her şeyi kasımda hâlâ istemek zorunda değilsin. Bir hedefi sürdürmemek bazen korkudan, bazen de kendini daha iyi tanımaktan kaynaklanır. Aradaki farkı anlamak için, o hedefe ulaşmış hâlini düşünmek işe yarayabilir.
Gerçekten o hayatı mı istiyorsun? Yoksa sonunda birilerine geride kalmadığını göstermeyi mi? O hedefin sana sağlayacağı şeyi mi özlüyorsun, yoksa yalnızca başlayıp bitirebilen biri olduğunu kanıtlamayı mı?
Bu soruların cevabı hemen gelmeyebilir. Yine de yıllardır taşıdığın her hedefi otomatik olarak gelecek yılın listesine geçirmekten daha dürüst bir başlangıçtır.
Artık istemediğin bir şeyi listeden çıkarmak, emeklerinin boşa gittiği anlamına gelmez. O yolda kendinle ilgili öğrendiğin şeyler, bundan sonra seçeceğin yola da gelir.
Yılın kalanına bir telafi borcu yükleme
“Son iki ayda toparlamalıyım.” Bu cümle ilk anda insanı harekete geçiriyor gibi gelebilir. Ama arkasında koca bir yılın açığını kapatma beklentisi varsa, başlayacağın her şey olduğundan ağır görünür.
Kasım ve aralık, önceki ayların cezasını çekeceğin bir dönem olmak zorunda değil. Kalan zamanı bütün eksikleri kapatmaya değil, bir ihtiyacını daha net görmeye ayırabilirsin.
Örneğin işini değiştirmek istiyorsan, yıl bitmeden bütün hayatını değiştirmek yerine hangi çalışma düzenine geçmek istediğini netleştirmek bir adımdır. Bir şey üretmek istiyorsan, kusursuz bir marka kurmadan önce tek bir işi tamamlamak bir adımdır. Sürekli yoruluyorsan, kendine yeni bir görev eklemeden önce hangi yükü paylaşabileceğini konuşmak da bir adımdır.
Küçük görünmeleri, önemsiz oldukları anlamına gelmez. Bir adımı değerli kılan, dışarıdan ne kadar etkileyici göründüğünden çok, senin hayatında gerçekten nereye temas ettiğidir.
Kendine daha doğru bir soru sor
Bu kasım, “Bu yıl ne yaptım?” sorusunun yanına birkaç soru daha ekleyebilirsin:
- Bu yıl, plan yaparken hesaba katmadığım neler yaşadım?
- Kimsenin görmediği hangi emeği verdim?
- Hangi isteğim hâlâ benim için önemli?
- Yılın kalanında hayatımı biraz kolaylaştıracak, gerçekten atabileceğim adım ne?
Bunları bir sınav gibi cevaplamak zorunda değilsin. Bir soruda durman bile yeter. Belki cevap, bugün hiçbir şeyi yetiştirmeye çalışmadan biraz dinlenmektir. Belki uzun zamandır ertelediğin bir konuşmadır. Belki de hâlâ istediğini fark ettiğin bir şey için ilk kez gerçekçi bir yer açmaktır.
Henüz istediğin yerde olmayabilirsin. Bunun üzüntüsü de, değişme isteği de kendine yer bulabilir. Yalnızca, bugüne kadar geldiğin yolu anlatırken kendini hikâyenin dışına çıkarma. O yolu yürüyen sendin; koşullarıyla, emeğinle, vazgeçtiklerinle, yeniden denediklerinle.
Takvim bir yılı kapatır. Seni değil.
