Konuyla Ne Alaka?

Şarjı %1 ile Hayatta Kalmaya Çalışan Telefon ile Modern İnsanın Tükenmişlik Sendromu

​Ekranın sağ üst köşesindeki o küçük pil simgesi artık kırmızıya döndü. İçindeki o minik yeşil çubuk tamamen eridi ve geriye sadece kalp atışını hızlandıran o korkunç rakam kaldı: %1.


​O an dünyayla olan bağınızın pamuk ipliğine bağlı olduğunu bilirsiniz. Ekran parlaklığı kendi kendine en dibe iner, arka plandaki tüm uygulamalar can havliyle kapatılır ve telefon, hayatta kalabilmek için tüm lüks özelliklerinden vazgeçer. Mesajlar geç düşer, internet yavaşlar, harita donar. Ve siz, elinizde o titreyen cam parçasıyla nefesinizi tutup ekranın kapanacağı o kaçınılmaz saniyeyi beklersiniz.


​Peki, sabah uyanır uyanmaz %100 enerjiyle güne başlayıp, akşamı ya da hatta öğleden sonrayı bile çıkaramayacak kadar tükenmiş hissettiğimiz o anlarda, elimizdeki o akıllı cihazdan aslında ne kadar farklıyız?


​Biyolojik Pil Tasarruf Modu: Modern Tükenmişlik


​Psikolojide “tükenmişlik sendromu” genellikle uzun süreli stres, yoğun çalışma temposu ve bitmek bilmeyen sorumlulukların zihinsel ve fiziksel kaynaklarımızı tüketmesi olarak tanımlanır. Ancak bu tanım, işin o dramatik ve mekanik aciliyetini tam olarak açıklayamaz. Asıl mesele şudur: İnsan, %1’e geldiğinde nasıl davranır?


​Telefonlar %1’e düştüğünde ne yapar? Asla yeni bir video açmaz, büyük güncellemeler indirmez ya da karmaşık işlemler yapmaz. Sadece “acil çağrı” moduna geçer. Hayatta kalmak için gereken en minimal fonksiyonu korumaya çalışır.


​Biz de modern hayatın koşturmacasında tam olarak bu döngünün içine sıkışıp kalıyoruz. Zihnimiz %1’e düştüğünde;


​- Derin sohbetlere tahammülümüz kalmaz.
​- En ufak bir uyarıcı (bir bildirim sesi, trafikteki bir korna) bizi çıldırtmaya yeter.
​- Ekran parlaklığımız (girişkenliğimiz, enerjimiz, neşemiz) tıpkı telefon gibi en dibe iner ve içimize kapanırız.


​%1’de Yaşamak: Hayatta Kalmak mı, Var Olmak mı?


​En trajikomik olanı nedir biliyor musunuz? Telefon %1’deyken bazen mucizevi bir şekilde saatlerce kapanmadan o yüzde birde direnebilir. Siz de parmağınız şarj aletine uzanana kadar o tükenmişlikle adeta bir zombi gibi yürümeye, çalışmaya, “idare etmeye” devam edersiniz.


​İşte modern insanın en büyük hatası burada başlar. Kendimizi sürekli o %1’lik dilimde, “Kapanmaya az kaldı ama idare ediyorum” yanılsamasıyla zorlarız. Oysa ruhumuzun ve bedenimizin bize bağırarak söylediği tek bir şey vardır: “Beni şarja tak.”


​Ancak modern dünya bize sürekli koşturmayı, durmamayı, şarj olmanın bir “zaman kaybı” veya “tembellik” olduğunu fısıldar. Sürekli %1’de yaşamak bir başarı kriteri gibi pazarlanır. Sabaha kadar açık kalmış sekmeler, bitmek bilmeyen mailler, gece yarısı akışta kaybolmalar… Sonra da sabah alarmı çaldığında neden %0 olduğumuzu sorgularız.


​Pili Yeniden Doldurma Vakti


​Şimdi elindeki telefona bir bak. Ve kendine dürüstçe sor: Bugün senin pilin yüzde kaçta? Eğer ibre kırmızıya döndüyse, ekranın kararmasını beklemek zorunda değilsin. Hayatın o kaotik akışından kopup biraz sessizliğe çekilmek, zihnin arka planındaki gereksiz “uygulamaları” kapatmak ve kendini şarja takmak bir lüks değil, hayatta kalma zorunluluğudur.
​Çünkü unutma; hiçbir telefon kapandıktan sonra kendi kendine şarj olmaz. Önce fişe takılması gerekir. İnsan da böyledir.


​Sen en son hangi ara tamamen tükenip “ekranı karartmak” zorunda kaldın? Yoksa hâlâ %1’de mucize mi bekliyorsun?

We Are Lentora sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin